Pınar’ın Gezi Günlüğü logosu

Dördüncü Bölüm: Alla Köyü’nde Yaşam

Uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Kurumkan bölgesine ulaştık. Yol üzerinde şaman Nadya’yı da yanımıza aldıktan sonra Barguzin Vadisi’nin kuzeyindeki Alla köyüne vardık ve şaman Larissa’nın evinin yanındaki misafirhaneye yerleştik.

Kurumkan’ın yaklaşık 55 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Alla, Barguzin sıradağlarının eteklerinde, Alla ve Sukhotka nehirleri arasında kurulmuş küçük bir köy.

Evenkiler ve köy müzesi

Alla Evenki Müzesi’nde duvar sanatı, geleneksel araçlar ve kıyafetlerden oluşan kolaj
Alla Evenki Müzesi’nden görüntüler

Alla’da Buryatların yanı sıra, eski kaynaklarda Tunguz olarak adlandırılan Sibirya’nın yerli halklarından Evenkiler de yaşıyor. Evenkiler, Sibirya ve Rusya Uzak Doğusu’nun geniş bir bölümüne yayılmış Tunguz halklarından biri. Geleneksel yaşamlarında avcılık ve ren geyiği yetiştiriciliği önemli bir yer tutuyor.

Köyde küçük bir Evenki Müzesi de var. Daha çok etnografya müzesi niteliğindeki bu yerde geleneksel giysiler, günlük yaşamda kullanılan eşyalar, çeşitli araç gereçler ve müzik aletleri sergileniyor.

Alla Evenki Müzesi’ndeki Evenki aile soy ağacı
Evenki aile soy ağacı

Benim en çok ilgimi çekenlerden biri ise 1600’lü yıllara kadar uzanan Evenki soy ağacıydı. Birkaç yüzyıl boyunca ailelerin ve kuşakların izini görebilmek gerçekten etkileyiciydi. Ataların bu kültürde ne kadar önemli olduğunu düşününce, böyle ayrıntılı bir soy ağacının burada karşımıza çıkması da aslında hiç şaşırtıcı değildi.

Müze ziyaretimizin sonunda görevliler Dina ile bana geleneksel Evenki kıyafetleri giydirip fotoğraf çektirmemize izin verdiler. Böylece Alla’dan yalnızca yeni bilgilerle değil, bu yolculuğu hep hatırlatacak oldukça renkli fotoğraflarla da ayrıldık.

Arşan – Kaplıcalar

Pınar, Dina ve Olesya Alla’daki açık hava kaplıcasında
Ben, Dina ve Olesya kaplıcalarda

Buryatçada arşan, şifalı mineral su kaynağı ya da kaplıca anlamına geliyor. Alla’nın ününün bir nedeni de köyün yaklaşık 8 kilometre batısında, Barguzin Dağları’nın eteklerindeki termal kaynaklar.

Bu kaynakların sıcaklıkları oldukça yüksek ve suları mineral açısından zengin. Kaplıcaya yaklaştığınız anda sudaki hidrojen sülfürün o karakteristik kokusunu hissediyorsunuz. Bu sular özellikle kas-iskelet sistemi, sinir sistemi ve deri hastalıklarında geleneksel olarak şifa amacıyla kullanılıyor.

Bizim girdiğimiz kaplıcalardan biri yaklaşık 45 derece sıcaklığında açık hava havuzuydu. Doğanın ortasında, karşımızda Barguzin Dağları uzanırken sıcak mineralli suyun içinde oturmak hepimize çok iyi geldi.

Başka bir gün kapalı kaplıcalardan birini de denedik. Bunlar ahşap kulübelerin içinde, üç-dört kişinin ancak sığabileceği küçük havuzlar şeklinde yapılmış. Suyun sıcaklığı açık havuzdakinden çok daha yüksekti. Bu nedenle yedi dakikadan fazla kalmamamız söylendi. Çıktıktan sonra da özellikle soğuktan korunmak gerekiyordu.

Kaplıcaya girdiğimiz günlerin akşamında hepimiz çok derin ve huzurlu uyuduk.

Köy yaşamı

Barguzin Dağları’nın eteklerinde Alla Köyü

Barguzin Vadisi’nde karşılaştığım insanların dinginliği ve sıcaklığı beni çok etkiledi. Ortak bir dil konuşmuyor olsak da bazen konuşuyormuşuz gibi yakınlık kurabiliyorduk. Bunun doğanın içinde yaşamanın getirdiği bir dengeden mi, yoksa büyük şehirlerin ve modern yaşamın baskısından daha uzakta olmalarından mı kaynaklandığını bilmiyorum. Ama burada hayat bana daha yalın, insan ilişkileri de daha sıcak geldi.

Evlerinde misafir olduğumuz şamanlar Larissa ve Nadya’nın misafirperverliği sayesinde köyde geçirdiğimiz zaman benim için yolculuğun en güzel bölümlerinden biri oldu.

Evler çoğunlukla ahşaptı ve geleneksel Buryat köy evlerinin özelliklerini taşıyordu. Dantel gibi işlenmiş mavi ve yeşil panjurlar evlere ayrı bir güzellik katıyordu. Köylerde doğal gaz olmadığı için evler büyük, odunla yakılan sobalarla ısıtılıyor. Sobanın çevresindeki taş kütlesi ısıyı uzun süre tuttuğundan, ateş azaldıktan sonra bile ev sıcak kalıyor. Geleneksel evlerde banyo ve tuvalet ise evin dışında, bahçede yer alıyor.

Alla Köyü’ndeki mavi ve yeşil pencere pervazlı geleneksel ahşap evlerden oluşan kolaj
Geleneksel köy evleri

Sabah kahvaltılarında geleneksel lor peyniri, krema, süt, yumurta ve bal sofradaydı. Ana yemeklerde bölgede yetiştirilen hayvanların eti ve balık ön plandaydı. Tabii Olesya ve ben vejetaryen olduğumuz için lahana, patates, kabak ezmesi ve başka sebzeler de sofradan eksik olmadı. Hatta bölgenin geleneksel yemeği buuz bile bizim için lor peynirli hazırlandı.

Çayın Buryatların günlük yaşamında ayrı bir yeri var. Çayı çoğunlukla sütlü içiyorlar ve günde en az üç kez “çay vakti” diyerek yeniden sofraya oturuyorlar. Üstelik bu çay sofraları bizim alıştığımız küçük bir çay molasından çok, neredeyse bir ana öğün gibi.

Köylerin çevresinde, dağlarda ve vadi boyunca ilerlerken hemen her yerde kutsal kabul edilen duraklarla karşılaştık. Bu duraklarda doğaya ve ruhlara sunular bırakılıyor, dualar ediliyor. Böylece gündelik yaşamla inanç, insanla doğa arasındaki sınır sanki biraz daha belirsizleşiyor.

Animizmde Taşların Önemi ve Banya Ritüeli

Alla Nehri kıyısında sıralanmış taşlar
Alla Nehri kıyısında taşlar

Yazının başında da aktardığım gibi, taşların bu kültürde ayrı bir önemi var. Nedenini sorduğumda Dina, taşların kaybolmadan ve değişmeden çok uzun süre varlıklarını sürdürdükleri için tarihe tanıklık ettiklerine ve geçmişte yaşananları hafızalarında taşıdıklarına inanıldığını anlattı. Bu nedenle kutsal kabul edilen yerlerden taş toplamak ve bu taşları banyada kullanmak da karşılaştığım uygulamalardan biriydi.

Banya, köy evlerinin bahçesinde ayrı bir yapı olarak yer alıyor ve biraz bizim hamamlarımızı andırıyor. İçeride taşların ısıtıldığı, sıcak ve buharlı bir ortam oluşturuluyor. Kutsal alanlardan getirilen taşlar da burada ısıtılıyor ve üzerlerine su dökülerek çıkan buhar solunuyor. Bunun yalnızca bedensel bir temizlenme değil, aynı zamanda ruhsal bir arınma sağladığına inanılıyor.

Banya ritüeli — Video: Dina Mazurkevich

Dina’nın anlattığı kadarıyla taşın asıl anlamı da burada yatıyor. Kutsal bir yerden aldığınız taşla birlikte o yerden bir parçayı da yanınızda götürdüğünüze ve banya sırasında o yerle yeniden bağ kurduğunuza inanılıyor.

Baykal’ın öte yakası

Biz Baykal’ın doğusunda, Barguzin Vadisi’nde yolculuk ettik. Dina, gölün batı yakasının ve Irkutsk çevresinin de görülmeye değer olduğunu söyleyerek Angara Nehri’nden çektiği bu fotoğrafı benimle paylaştı. Kim bilir, belki de bir sonraki yolculuğum Baykal’ın batı yakasına olur.

Irkutsk’ta gün batımında Angara Nehri ve yaya köprüsü
Irkutsk’ta Angara Nehri. Fotoğraf: Dina Mazurkevich

Dönüş yolu

Bir haftanın ardından veda zamanı geldi. Türkiye’ye dönmek üzere yeniden Ulan-Ude’ye doğru yola çıktık. Dina, Olesya, Larissa ve Nadya ile vedalaşmak kolay olmadı.

Buryatya’dan ayrılırken aklımda yalnızca gördüğüm dağlar, vadiler, kutsal yerler ve öğrendiklerim yoktu. Belki de en çok, doğayla bağını henüz kaybetmemiş bu coğrafyada karşılaştığım sıcak ve yalın insan ilişkileri kaldı.

Baykal’ın doğusuna şamanların dünyasını merak ederek gelmiştim. Dönerken ise yanımda bundan çok daha fazlasını götürüyordum.