Ulan Batur’un trafik sorunundan önceki bölümde söz etmiştim. Bu sorunun nedenlerinden biri, kentin kırsal bölgelerden aldığı yoğun göç nedeniyle hızla büyümesiymiş. Bugün Moğolistan nüfusunun neredeyse yarısı başkentte yaşıyor. Artan araç sayısına aynı hızda gelişemeyen yol ağı da eklenince trafik, şehrin en önemli sorunlarından biri hâline gelmiş.
Bu hızlı dönüşüm, şehrin sokaklarında açıkça görülüyordu. Evlerin bahçelerinde ve kentin çevresindeki mahallelerde gerlere, modern binaların arasında ise Budist manastırlarına rastlanıyordu. Geleneksel kıyafetleriyle dolaşan insanlarla eski yapıların hemen yanında karaoke barları, fast-food restoranları ve yüksek binalar vardı. Bütün bunlar geleneksel yaşamın, hızlı kentleşmenin ve küreselleşmenin Ulan Batur’da nasıl iç içe geçtiğini gösteriyordu.

Sükhbaatar Meydanı
Ulan Batur’u tanımaya başlamak için en uygun yer, şehrin merkezindeki Sükhbaatar Meydanı. Meydanın ortasında, 1921 Moğol Devrimi’nin liderlerinden Damdin Sükhbaatar’ın atlı heykeli bulunuyor. Kuzeyinde, parlamento binasının yanı sıra devlet başkanlığı ve başbakanlık makamlarının da bulunduğu görkemli Hükümet Sarayı yükseliyor. Sarayın sütunlu cephesinin ortasında Cengiz Han’ın büyük heykeli, iki yanında da oğlu Ögeday Han ile torunu Kubilay Han’ın heykelleri yer alıyor.
Meydanın ortasındaki Sükhbaatar heykeli ile sarayın cephesindeki Moğol hanları, ülke tarihinin farklı dönemlerini aynı alanda buluşturuyordu. Şehrin merkezinde bütün bu tarihsel figürlerle karşılaşmak oldukça etkileyiciydi.

Moğolistan’ın Tarihini Anlatan İki Müze
Sükhbaatar Meydanı’na çok yakın iki önemli müze bulunuyor: Moğolistan Ulusal Müzesi ve Cengiz Han Ulusal Müzesi. Moğolistan’ın tarihini ve kültürünü tanımaya başlamak için bu iki müze benim için iyi birer başlangıç noktası oldu.
Moğolistan Ulusal Müzesi ülkenin tarihini, arkeolojik mirasını, etnik topluluklarını ve geleneksel yaşamını anlatıyor. Cengiz Han Ulusal Müzesi ise Cengiz Han’a, Moğol İmparatorluğu’na ve Moğol devlet geleneğine odaklanıyor.
Asıl adı Temuçin olan Cengiz Han, 1206 yılında Moğol boylarını birleştirerek Moğol İmparatorluğu’nun temelini atmış. Moğolistan’da yalnızca büyük bir hükümdar ve askerî lider olarak değil, Moğol birliğinin ve kimliğinin kurucu figürü olarak kabul ediliyor. Bu nedenle adına yalnızca müzelerde değil, meydanlardan havalimanına kadar ülkenin pek çok yerinde rastlıyorsunuz.


Dokuz katlı Cengiz Han Ulusal Müzesi ise 2022 yılında açılmış. Müzenin en üst katındaki Büyük Han Onur Salonu’nun merkezinde, Cengiz Han’ı tahtında otururken tasvir eden görkemli, altın renkli bir heykel bulunuyor. Geleneksel Moğol çadırını çağrıştıran kubbesi, salona törensel bir hava veriyor.
Salona girmeden önce ayakkabılarınızın üzerine galoş giymeniz gerekiyor. Görevliler ayrıca sessiz olmanızı ve salondan çıkarken heykele arkanızı dönmemenizi istiyor. Heykelin görkemi ve bütün bu törensel düzen, bana sıradan bir müze eserine bakmaktan çok bir hükümdarın huzuruna çıkıyormuşum hissi verdi.

Müzede beni en çok heyecanlandıran bölümlerden biri, eski Türkçe bir yazıtın görüntüsü ile metninin Latin harfleriyle aktarımının yan yana sergilendiği bölümdü. Anlayabildiğim kadarıyla bu satırlar, VIII. yüzyıldan kalma eski bir Türkçe yazıta aitti. Yazıtta Bilge Kağan, Ötüken, On Uygur ve Dokuz Oğuz adları geçiyordu. Yazıt, kağanın hükümdarlığını ve dönemin siyasi mücadelelerini anlatıyordu.
Bu seyahatte Orhun Vadisi’ne giderek yazıtları yerinde görme fırsatım olmadı. Yine de burada karşıma çıkan bu eski Türkçe satırlar benim için oldukça heyecan vericiydi.

Tibet Budizmi ve Gandan Manastırı
Moğolistan’da nüfusun önemli bir bölümü kendisini Budist olarak tanımlıyor. Ülkede yaygın olan Budizm anlayışı, Tibet’te gelişmiş ve zamanla Moğol kültürüyle kaynaşmış. Ulan Batur’da çok sayıda Budist tapınağı ve manastır bulunuyor. Bunların en önemlisi, günümüzde Moğolistan Budizminin merkezi kabul edilen Gandantegchinlen Manastırı; daha yaygın adıyla Gandan Manastırı.
Geçmişi 19. yüzyılın başlarına uzanan manastır, 1930’lu yıllardaki din karşıtı baskılar sırasında kapatılmış. 1944 yılında yeniden açılmış ve uzun yıllar ülkede faaliyet göstermesine izin verilen tek manastır olmuş.
Manastırda beni en çok etkileyen yer, yaklaşık 26,5 metre yüksekliğindeki Megjid Janraisig heykelinin bulunduğu tapınaktı. Budist gelenekte merhameti temsil eden bu görkemli heykelin çevresindeki duvarlarda sıra sıra dizilmiş 1000 küçük Buda heykeli bulunuyordu. Ortadaki dev heykel ile onu çevreleyen küçük figürler, tapınağın içindeki atmosferi daha da etkileyici hâle getiriyordu.


Ankara Caddesi
Trafiğe takılmamak için şehir içinde çoğu yere yürüyerek gittim. Zaman zaman yolumu kaybetsem de bu sayede gezi listemde bulunmayan bazı yerlerle karşılaştım. Bunlardan biri de Ankara Caddesi’ydi. Ülkemden binlerce kilometre uzakta Ankara’nın adını görmek bile doğrusu içimi ısıttı.

Moğolistan’ın Son Hükümdarının Kışlık Sarayı
Yürüyüşün sonunda Moğolistan’ın son hükümdarı Bogd Han’ın Kışlık Sarayı’na ulaştım. Saray kaldığım yere epeyce uzaktı ve vardığımda bitap hâldeydim. Ancak içeri girip sarayı gezmeye başlayınca yorgunluğumu kısa sürede unuttum.
Tibet Budizmi geleneğinin önemli ruhani liderlerinden biri olan Bogd Han, aynı zamanda 1911 yılında bağımsızlığını ilan eden Moğolistan’ın hükümdarıymış. 1924’teki ölümüne kadar ülkenin hem dinî hem de siyasi yaşamında önemli bir yere sahip olmuş.
Kışlık Saray aslında daha geniş bir saray ve tapınak kompleksinin parçası. Kompleksin içinde Avrupa tarzında inşa edilmiş iki katlı sarayın yanı sıra altı tapınak bulunuyor. Bu tapınaklarda Budist sanat eserleri, dinî metinler ve genellikle kumaş üzerine yapılan, thangka adı verilen dinî resimler sergileniyor. Saray bölümünde ise Bogd Han ve eşi Dondogdulam’a ait mobilyalar, giysiler, tahtlar, tören eşyaları ve günlük yaşamlarında kullandıkları kişisel eşyalar sergileniyor.
Gösterişli saray odaları ile renkli tapınakların aynı kompleks içinde yer alması, Bogd Han’ın hem hükümdar hem de ruhani lider oluşunu somutlaştırıyordu.


Narantuul Pazarı
Ulan Batur’un en renkli yerlerinden biri, halk arasında Kara Pazar olarak da bilinen Narantuul Pazarı. Sovyet döneminden kalma eşyalardan şaman giysileri, zilleri ve davullarına, Budist objelerden Moğolistan’ın ünlü kaşmir kazaklarına ve deri ürünlerine kadar pek çok şeyi burada bulmak mümkün.
Ancak benim gittiğim gün şiddetli yağmur nedeniyle pazarı su basmıştı. Fazla dolaşamadan geri dönmek zorunda kaldım. Yine de pazarın normalde nasıl göründüğünü göstermek için buraya bir fotoğraf ekliyorum.

Ulan Batur’dan Ayrılırken
Ulan Batur’da geçirdiğim günler, Moğolistan’ın geçmişiyle bugününü yan yana görmemi sağladı. Şamanların davul seslerinden Budist manastırlarının sessizliğine, Cengiz Han’ın görkemli mirasından hızla değişen modern şehre kadar birbirinden çok farklı görüntüler aynı yolculukta birleşti. Çocukken dünya atlasında yalnızca adını merak ettiğim Ulan Batur, artık zihnimde sesleri, renkleri ve karşılaştığım insanlarla yaşayan bir yere dönüşmüştü.
Ancak Moğolistan yolculuğumun tamamlanmadığını hissediyordum. Ülkenin kırsalını ve Orhun Vadisi’ndeki yazıtları henüz görmemiştim. Ulan Batur’a, çok geçmeden yeniden gelme umuduyla veda ettim.
