Ulan-Ude, Buryatya Cumhuriyeti’nin güneyinde yer alan, yaklaşık 400 bin kişinin yaşadığı başkent. Kent, Selenga Nehri’nin bir kolu olan Uda Nehri çevresinde kurulmuş. Şehrin bugünkü adı da buradan geliyor: “Ulan” kızıl, “Ude/Uda” ise nehrin adı; yani kabaca “Kızıl Uda”.

Türkiye’den Ulan-Ude’ye doğrudan uçuş olmadığı için ben Rus havayollarıyla Novosibirsk üzerinden aktarmalı olarak, yaklaşık on bir saatlik bir yolculuğun ardından Baykal Uluslararası Havalimanı’na ulaştım.
Buraya gelirken havalimanında döviz bürosu bulunmadığını akılda tutmak gerekiyor. Para değişimi şehirdeki bankalarda yapılabiliyor. Bu nedenle yanınızda bir miktar rubleyle gelmekte fayda var.
Karşılaştığım bir diğer sorun ise internet erişimiydi. Rusya’ya girişten sonraki ilk 24 saat mobil internet erişimi kısıtlanabiliyor. Ancak benim elektronik SIM kartım ilk günden sonra da çalışmadı. Fiziksel SIM kart alabilmem için pasaportumu yeminli tercümana çevirtmem, kamu hizmetleri üzerinden gerekli işlemleri yaptırmam ve ardından bir bankada biyometrik bilgilerimi kaydettirmem gerekiyordu. Ben bu sürece hiç girmedim. Çoğu zaman Wi-Fi ve tabii ki VPN yardımıyla idare ettim. Sanıyorum devam eden savaş nedeniyle uygulanan bu kısıtlamalar, belki bir gün barışın gelmesiyle ortadan kalkar.
Ulan-Ude’de yaşam
Opera Binası

Ulan-Ude’de gezime şehrin kalbinde yer alan Opera Binası ile başladım. Buryatya’da daha ilk günlerden dikkatimi çeken şeylerden biri insanların ne kadar arkadaş canlısı ve yardımsever olduğuydu. Opera Binası’nın kapısındaki görevli de bunlardan biriydi. Beni içeri kabul etti ve böylece binayı tek başıma gezme şansım oldu. Hatta ben ilerledikçe girdiğim bölümlerin ışıklarını tek tek açarak bana yardımcı oldu.
Opera ve bale gösterilerinin düzenlendiği bina 1950’li yıllarda, Stalin döneminde yapılmış. Sovyet döneminin anıtsal mimarisinin yanında Buryat kültürüne özgü ayrıntılar da hemen göze çarpıyor. Yüksek tavanları, süslemeleri ve büyük avizeleriyle oldukça görkemli bir yapı.
Binada ayrıca Halkların Kardeşliği (Friendship of Peoples) adlı bir rölyef bulunuyor. Rölyefte farklı etnik grupları temsil eden, insan boyutlarında 15 figür yer alıyor.
Opera Binası’nın hemen önündeki çeşme ise ben oradayken restorasyondaydı. O yüzden onu göremedim. Ama size restorasyon başlamadan önce çekilmiş bir fotoğrafını koyuyorum.

Sovyet Meydanı ve Lenin Heykeli
Opera Binası’nın hemen kuzeybatısında, yolun karşı tarafında Sovyet Meydanı (Square of Soviets) bulunuyor. Özellikle akşamüstleri ailelerin geldiği, çocukların oynadığı ve hediyelik eşyaların satıldığı oldukça hareketli bir alan.
Meydanda dolaşırken geleneksel kıyafetlerini giymiş, belli ki bir şeyler kutlayan Buryat kadınlarıyla karşılaştım. İngilizce bilmiyorlardı; ben de ne Rusça ne Buryatça biliyordum. Dolayısıyla neyi kutladıklarını öğrenemedim. Ama bazen söze gerek kalmıyor; birbirimize gülümseyip iyi dileklerde bulunduk ve birlikte fotoğraf çektirdik.

Kadınların kıyafetlerinde özellikle baş ve alın süslemeleri dikkatimi çekti. Başlıklarının iki yanından sarkan taşlar yüzlerinin kenarlarına doğru uzanıyordu. Bu coğrafyada baş süslemeleri geleneksel kıyafetlerin dikkat çekici bir parçası ve biçimleri farklı topluluklara ve geleneklere göre değişebiliyor. Karşılaştırabilmeniz için geleneksel bir Buryat baş süslemesinin fotoğrafını da buraya ekledim. Bu örnekte üst bölüm gökyüzünü (tengeri), kırmızı püsküller güneşin (naran) ışınlarını, alt bölüm ise yeryüzünü (gazar) simgeliyor.

Sovyet Meydanı’nın tartışmasız en dikkat çekici yapısı ise dev Lenin başı. Dünyanın en büyük Lenin başı anıtı olarak bilinen bu yapı 42 ton ağırlığında ve 7,7 metre yüksekliğinde. Kaidesiyle birlikte yüksekliği 14 metreyi buluyor. 1971 yılında açılan anıt, Buryatya Cumhuriyeti Hükümet Binası’nın hemen önünde bütün heybetiyle duruyor.

Arbat
Eski Sovyet coğrafyasındaki pek çok şehirde olduğu gibi Ulan-Ude’nin de bir Arbat’ı var. Arbat, genellikle şehrin kalbinin attığı, trafiğe kapalı, kafelerin, dükkânların ve sokak sanatçılarının bulunduğu yaya caddelerine verilen isim. Ne yazık ki ben gittiğimde burada da büyük bir restorasyon çalışması vardı.

Ulan-Ude geçmişte Rusya ile Çin ve Moğolistan arasındaki önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Arbat ve çevresinde o dönemin zengin tüccarlarına ait taş ve ahşap işçiliğiyle süslenmiş tarihi konakları hâlâ görmek mümkün. Görkemli taş yapılarla Sibirya’ya özgü geleneksel ahşap evler yan yana duruyor.
Benim özellikle dikkatimi çeken Sibirya’nın ahşap evleri oldu. Bu evlerin en güzel yanlarından biri pencere pervazlarında ve çatı kenarlarında görülen ince ahşap oymalar. Bu işçiliğe “Sibirya danteli” de deniliyor. Mavi, turkuaz ve yeşil gibi canlı renklere boyanmış pencere pervazları evlere bambaşka bir hava veriyor.
Bu ahşap evleri yalnızca Ulan-Ude’de değil, yolculuğum boyunca Buryatya’nın hemen her yerinde, özellikle köylerde sık sık gördüm. Taştan yapılmış eski tüccar konakları ise biraz daha farklı; bu yapılar süslü cepheleriyle 19. yüzyıl Rus kent mimarisinin izlerini taşıyor.


Ulan-Ude’de geleneksel ahşap evler
Buryatya Ulusal Tarih Müzesi

Sovyet Meydanı’na yaklaşık 15–20 dakikalık yürüme mesafesindeki Buryatya Ulusal Tarih Müzesi, Budist sanatına ve Buryatya’nın yerel kültürüne ait zengin bir koleksiyona sahip.
Müzenin ikinci katında Budist kültürüne ait resimler, heykeller ve çeşitli objeler bulunuyor. Daha önce sözünü ettiğim gibi Buryatya’da Budist geleneklerle eski animistik ve şamanik inanışlar yüzyıllar içinde yan yana, zaman zaman da iç içe yaşamış. Müze, bu farklı inançların Buryat kültüründeki izlerini bir arada görmek açısından benim için özellikle ilginçti.
Alt katta ise daha çok Sovyet dönemine ait eserler, günlük yaşamda kullanılan eşyalar ve Buryatya’nın geçmişini anlatan etnografik objeler bulunuyor.
Şaman Dağları ve Geser’in Durağı
Ulan-Ude’ye gelişimin üçüncü günü sevgili arkadaşım ve gezimizin rehberi Dina, Irkutsk’tan arabasıyla gelip beni aldı. Böylece şehir merkezinden çıkıp birlikte Ulan-Ude’nin çevresini de görme fırsatımız oldu.
İlk duraklarımızdan biri, Ulan-Ude’nin yaklaşık 20 kilometre dışında, Selenga Nehri’ne bakan Şaman Dağları ve Geser’in Durağı oldu.

Geser Han, Buryat ve Moğol kültürünün önemli mitolojik kahramanlarından biri. Anlatıya göre yeryüzüne düzeni yeniden kurmak, insanları kötücül güçlerden ve canavarlardan korumak için gönderilmiş; gökyüzü ile yeryüzü arasında bağlantı kuran kutsal bir figür.
Geser’in Durağı olarak adlandırılan bu tepenin de Geser Han’ın göksel atlarını bağlayıp yoluna devam etmeden önce dinlendiği yer olduğuna inanılıyor. Kutsal kabul edilen ve şamanik ritüellerin de gerçekleştirildiği tepede iki altın renkli geyik heykeli bulunuyor.

Ama benim için buranın en güzel taraflarından biri manzarasıydı. Tepeden baktığınızda Selenga Nehri ve çevresindeki geniş vadi ayaklarınızın altına seriliyor.
İvolginsky Datsan

Buryatya’da Budizm günlük yaşamın önemli bir parçası ve bölgede çok sayıda Budist tapınağı bulunuyor. Budist manastır komplekslerine datsan adı veriliyor. Ulan-Ude’ye yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki İvolginsky Datsan ise bunların en önemlisi.
Sovyetler Birliği dönemindeki din karşıtı politikalar nedeniyle 1930’larda bölgedeki Budist tapınakları kapatılmış; çok sayıda lama tutuklanmış, sürgüne gönderilmiş ya da çalışma kamplarına yollanmış. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru din politikalarının kısmen yumuşamasıyla 1945 yılında Buryatya’da yeni bir Budist tapınağının açılmasına izin verilmiş. Küçük bir ahşap yapıyla başlayan İvolginsky Datsan zaman içinde büyümüş ve bugün çok sayıda tapınak, kutsal alan, eğitim ve idari yapıdan oluşan büyük bir manastır kompleksine dönüşmüş.
Bu manastırı özel kılan şeylerden biri de Hambo Lama Dashi-Dorzho Itigelov.
Itigelov 1927 yılında lotus pozisyonunda meditasyona geçmiş ve bu sırada yaşamını yitirmiş. Budist inancında ise onun sıradan biçimde ölmediğine, derin bir meditasyon durumuna geçtiğine inanılıyor. Vasiyeti doğrultusunda lotus pozisyonunda gömülen bedeni 75 yıl sonra, 2002 yılında mezarından çıkarılmış. Bedeninin aradan geçen onca yıla rağmen olağanüstü derecede korunmuş olması, Itigelov’u Buryat Budizminin en önemli kutsal figürlerinden biri hâline getirmiş. Bedeni bugün manastır içinde kendisi için özel olarak yapılmış bir tapınakta muhafaza ediliyor.
Manastırın içinde dolaşırken her yerde khurde adı verilen dua çarklarıyla karşılaşıyorsunuz. Bu silindirlerin içinde ince kâğıtlara yazılmış kutsal mantralar rulo hâlinde saklanıyor. Ziyaretçiler manastırın çevresinde saat yönünde yürürken çarkları da aynı yönde elleriyle döndürüyor. Budist geleneğinde dua çarkını çevirmek, içindeki mantraları okumakla eşdeğer kabul ediliyor.
Ben de diğer ziyaretçiler gibi manastırın çevresinde saat yönünde yürüyüp karşıma çıkan khurdeleri tek tek çevirdim. Böylece Buryatya’da daha ilk günlerimde, bir yanda şamanik kutsal alanlar ve Geser’in hikâyesi, diğer yanda Budist tapınakları ve dua çarklarıyla, ilerleyen günlerde çok daha yakından tanıyacağım o iç içe geçmiş inanç dünyasının içine yavaş yavaş girmeye başlamıştım.

